Her geçen gün,sadece toplumumuzda değil; tüm dünyada büyük bir sağlık sorunu olarak karşımızda duran şişmanlık sorunu, gerçekten kaderimiz mi? Kalıtım ne derecede etkilidir?

Sadece diyet yapmak kalıcı zayıflatır mı? Diyetisyenler bu işin neresindedir? Bir tıp doktoru gibi, insanlar üzerinde zayıflatma adı altında bir uygulama yapmaya bilimsel olarak ve tıp ahlakı açısından hakları ve yetkileri var mıdır?

Tüm bu soruların dışında, en önemlisi; akupunktur ile şişmanlık gerçekten kalıcı bir şekilde tedavi edilebilir mi? Tüm bu soruların gerçek bilimsel ve pratikteki cevaplarını birlikte konuşacağız…

Şişmanlık yada tıbbi adı ile “Obesite”, vücudda olması gerekenden fazla yağın birikmesi sonucu ortaya çıkan ve mutlaka tıbbi tedavi yöntemleriyle tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır.Evet doğru okudunuz, bu bir hastalıktır…hem de mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık…

Peki tedavi edilmezse ne olur? Kalp-damar hastalıklarından tutun da; böbrek, karaciğer, pankreas hastalıklarına ve hatta kanserlere kadar geniş yelpazede birçok ciddi hastalıklara ya doğrudan yada dolaylı yoldan zemin hazırlar.  Peki bunlardan korunabilmek için, bir yasaklama yada denetim anlayışını şişmanlık için yapabilir misiniz? Örneğin, kapalı yada açık mekanlarda yağlı ve hamurişli beslenmeyi yasaklayabilir misiniz, yada denetim altına alabilir misiniz? Şişman vatandaşların  kebapçılara yada pide-lahmacun salonlarına gitmesini önleyebilir misiniz? İşte bu çok zor. Hatta mümkün değil!..

Toplumsal ve kamusal anlamda, öncelikle ne yapabiliriz? Tıbbi tedavilerden önce; herkesin, tıbbın istediği tarzdaki sağlıklı beslenme ve sağlıklı yaşama kuralları hakkında, Sağlık Bakanlığı tarafından bilgilendirilmesi gerekmektedir. Fast-food adını verdiğimiz ayaküstü atıştırma ürünleri sunan iş yerlerinin, açılış ve ruhsatlandırma işlemleri; kamu otoritesi tarafından çok daha disiplinli ve sıkı bir denetim mekanizması altında yapılmalıdır. Aslında, fast-food kültürü bize çok yabancı ve bizim kültürümüzde olmayan bir alışkanlıktır.Hamburger yerine; evde, annelerimizin yaptığı köfteleri ekmek arası yemek, çok ama çok daha sağlıklıdır.Kesinlikle zararlı değildir.

Tıp bilimi, şişmanlık ile ilgili olarak klinik ve laboratuar düzeyinde, var gücüyle çalışmaya devam etmektedir. Halihazırda şişmanlığın; genetik bir hastalıktır şeklinde, kesin ve net bir kanıtı bulunabilmiş değildir. Elbette, hemen hemen her hastalık için genetik özellik (yani  ırsiyet), az veya çok belirleyici olduğu gibi; şişmanlık hastalığında da belli bir miktar etkisi vardır. Fakat, tek başına kesin belirleyicidir diyememekteyiz. Çevresel etkenler de çok önemlidir. Örneğin, yapılan son çalışmalarda; şişmanlığın temellerinin daha anne karnında iken atıldığı ve doğumu takiben, bebeğin beslenme şekli ve çocukluk döneminde annenin çocuğunu beslerken takındığı baskıcı ve bıktırıcı tutumların da, çok çok etkili olduğu tesbit edilmiş. Yani bir bakıma, farkında olmadan anne; bebeğinin bilinç altına “..yiyeceksin…yemelisin…tabağını sıyırmalısın…bu lokmayı da ye, sonra arkandan koşturur” demekle sürekli yeme dürtüsünü aşılamış, oluyor…Böylece anneler, yavrularını kendi elleri ile “ŞİŞMAN” adayı yapmış oluyorlar. Yeme konusunda bu şekilde baskıcı ve bıktırıcı,arkasından tabakla koşturucu tarzda beslenmeye alıştırılan bebek yada çocuk,; ergenlik çağına yada erişkin çağına gelmeye başlayınca, şişmanlamaya başlıyor.Zaten, tüm alışveriş yerlerindeki gıda ürünlerinin tamamına yakını; katkılı,trans yağlarla işlem görmüş durumda…Televizyonlardaki patates cipsi reklamlarını saymıyorum.Yani beslenme konusunda ortalık tam bir “Tsunami” içinde…

      II.Bölüm’de yazımıza devam edeceğiz.

ÖNEMLİ NOT: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir